Reklam
Burak PİRİM

Burak PİRİM


BİRLEŞTİRİLMİŞ SINIFLI BİR KÖY OKULUNDA ÖĞRETMEN OLMAK

28 Mart 2021 - 14:33 - Güncelleme: 28 Mart 2021 - 15:40

BİRLEŞTİRİLMİŞ SINIFLI BİR KÖY OKULUNDA ÖĞRETMEN OLMAK 
17.09.2018
Öğretmenliğimin ilk günü…
Ne umutlar, planlar, tanışma oyunları oynatma hayalleri…
Takım elbisemi giyip tüm özenimle çıkıyorum evden. Yaklaşık yarım saatlik tıngır mıngır bir yolculuktan sonra ulaşıyoruz köye. Doğası çok güzelmiş diyorum içimden. İniyoruz okulun önünde babamla. Ben öğrencilerimin beni karşılamasını, bana doğru koşup gelmelerini hayal ederken okulun önünü bomboş buluyorum. Okul kapalı ve tek bir çocuk dahi yok civarda. Çocuğu geçtim yetişkin dahi yok. Okulu açamıyorum çünkü ne muhtar ne de okulun anahtarı var ortada. Malum köyde telefon da çekmediğinden ulaşamıyorum kimseye. Büyük bir hüsran tabi ki ardından çaresizlik duygusu. Köyün içinde çocukları görüyoruz sonra. Meğer onlar da öğretmenlerinin gelmesini bekliyorlarmış. Tekrar okula dönüyoruz ve içeri girmeye çalışıyoruz. Kapıdan değil maalesef camdan! Okulun kapısı kilitli olduğu için içeriden de açamıyoruz tabi. Neyse gidelim de yarın anahtarı bulup gelelim diyerek dönüyoruz köyden. Ben, babam, takım elbisem ve tüm hayal kırıklıklarım...
Böyle başlamıştı benim hikayem. Başladığım ilk güne dair aldığım notlarım, hislerim aynen böyleydi. İlkokuldan beri hayalini kurduğum mesleğe sahip olmuştum ve duyduğum ilk hislerim bunlardı. Oysa ben özellikle bir köye atanmak isteyen, umut olmak isteyen bir öğretmen adayıydım. Neden bu kadar yetersiz hissetmiştim kendimi? Tüm heyecanım ve umuduma rağmen mesleğimin ilk günü duyduğum ilk his çaresizlik olmuştu. 
Başlıkta her ne kadar öğretmen olmak yazsa da birleştirilmiş sınıflı bir köy okuluna atanmışsanız eğer sadece öğretmen değilsiniz demektir. Okulun öğretmeni, müdürü, yeri geldiğinde hizmetlisi… Bu gerçeği algılamam uzun sürmedi. İlk şoku atlatıp hemen işe koyuldum. Tam bir hafta boyunca babamla birlikte okulu temizledik. Sonrasında artık tektim. Tam dört sınıf bir arada toplam yirmi bir öğrenci. Her şeye rağmen gülen gözleri benim umudum oldu.
Sınıfımın boyanmaya ihtiyacı vardı çünkü duvarlar his içindeydi. Yazı tahtam çok eski delik deşik durumda, sıralar yetersiz olmakla birlikte mevcut olanlar öğrencilerim için uygun değildi. Müdür odasındaki bilgisayar çalışmıyordu. Ve beni en çok şaşırtan okulumun bir tuvaleti yoktu. Okulun dışında kömürlük gibi bir alana bir tuvalet taşı koyulmuştu yalnızca. Ne su bağlantısı ne bir lavabo. Bu şartlarda hele ki birleştirilmiş sınıflı bir okulda nitelikli bir eğitim vermek mümkün görünmüyordu. Lojman da bakımsız olduğu için köyde kalamıyor ve her gün yarım saat, sarsıla sarsıla ilçeye doğru yol alıyorum. Bu yolun ardından eve dönünce de işim bitmiyor, zihnen mesai yapıyorum. Geceleri uyku tutmuyor. Aklımdaki soru; Ne yapabilirim? Sıkıntımı yerelde çözemeyeceğimi anlayınca ulaşabileceğim herkese, her türlü yoldan ulaşmaya çalıştım. Onlarca mail, onlarca mesaj…
Neredeyse hiçbirinden dönüt alamadım ilk başta.

Israrla devam ettim ve sonunda sevgili Ece Karaboncuk ile yollarımız kesişti. “Gücüm, gücünüz olsun hocam” dedi ve güzel ülkemin her şeyin en iyisini hak eden evlatları için iyiye giden bir süreç başladı. Neredeyse kış gelmek üzereydi. İlk iş okula tuvalet yapılması oldu. Atıl durumda olup odunluk olarak kullanılan bir sınıfı tuvalete çevirdik. Tertemiz dört göz tuvalet, aynalı lavabolar… Öğrencilerim girmeye kıyamadılar ilk zamanlar. Sıra iç donanımdaydı. Velilerimin desteğiyle sınıflar boyandı.
Yeni sıralar, tertemiz beyaz tahta, panolar, bilgisayar da geldi sonrasında. Sosyal medya aracılığıyla sayısız gönüllüye ulaştık. Perdeden sıra örtüsüne, hikaye kitapları, kırtasiye malzemeleri gibi sayısız yardım ulaştı ülkemin bir ucundan diğer ucuna. Bu gönül köprüsüne dahil olmak inanılmaz bir gurur. Tüm bu süreçte öğrencilerimin ve velilerimin okula ve eğitime olan bakış açılarında ciddi evrilmeler gözlemledim. Okul artık tertemiz bir eğitim yuvası olmuştu. En önemlisi bence her öğretmenin ilk görevi olan çocuğa okulu ve kendimi sevdirmeyi başarmıştım.
Akademik anlamda da ciddi bir yol aldık. İkinci sınıf öğrencilerim alan mezunu olmayan bir ücretli öğretmen tarafından ilkokuma yazma sürecini geçirdikleri için öğrenememişlerdi. Birinci sınıflarla birlikte onları ilkokuma yazma sürecine dahil ettim. Aralık ayına kadar geldiğimiz kısa süre içinde tamamı okumaya geçti. Hissettiğim gururu ifade etmeye uygun kelimem yok. Tüm bunların yanında hiçbir çocuğun maruz kalmasını istemeyeceğimiz şiddetle terbiye edilmeye alışan öğrencilerimin davranış problemlerinde de düzelmeler başladı. Yaptığım sözlü uyarılar bir seferde yerini buluyor, ikilendiğinde birbirlerini uyaracak otokontrolü sağlamaya başlamışlardı kendi içlerinde. İlk haftalar el yıkama, tırnak temizliği gibi özbakım becerileri zayıf olan çocuklar, tertemiz tırnaklarıyla, fırçalanmış dişleriyle ve en hoşuma giden ceplerinde kağıt mendilleriyle gelmeye başladılar okula. Eğitiliyorlardı artık. Birey olma yolunda onlara eşlik ediyor olmaktan aldığım tatmin beni mesleğimle özdeşleştiriyor ve heyecanımı diri tutuyor.  

       
 
      

Geldiğimiz noktada mücadelemize devam ettik. Köyümüz tarihinde ilk kez anasınıfı açtık. Erken çocukluk eğitiminin refah seviyesinin artması adına yapılacak en nitelikli yatırım olduğunu biliyoruz. Şimdi okulumuz bünyesinde tüm ihtiyaçları karşılanmış çok sıcak bir anasınıfımız var. Hatta ve hatta okulumuza bir okulöncesi öğretmeni atandı. Bu çok büyük bir gelişme bizim için. Bir köyün başına gelebilecek en iyi şey bir anasınıfı ve yetkin bir öğretmendir bana göre. Kendi adıma uzak hedefim köyde nitelikli bir dönüşüm yaratmak. Köyü cazip hale getirmek. Çünkü bunu başaramazsak köyden kente göçün önüne geçemeyiz. Bir köyün okulunun kapanması, köyün okulsuz kalması, o yerleşim yerinin başına gelebilecek en kötü şeydir bana göre. Gelişim ışığının sönmesidir. Bugün aynı yerde olmasam dahi köy okulları ve köy öğretmenleri için elimden geleni yapmaya devam ediyorum ve edeceğim.
           

Ben mesleğinde dördüncü senesini çalışan ve bunun üç yılını bir köy öğretmeni olarak geçiren bir öğretmen olarak bu misyonla çalışıyorum. Beni ayakta tutan ve mesleğime bağlayan verdiğim mücadele ve edindiğim misyon. Yapılacak çok işim, kurulacak çok iletişimim var. Değinmeden geçemeyeceğim önemli bir nokta da bu aslında. Doğru kişilerle kurulan doğru iletişimler. Aldığım yolu, ülkemin bir ucundaki eğitim sevdalılarına, eğitim uzmanlarına ve onlarla kurduğum iletişime borçluyum. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim.

Burak PİRİM
Sınıf Öğretmeni


 

Bu yazı 954 defa okunmuştur.